Dr. Murat Çağatay Deniz

ORIENTIS MUTFAK

VİZYON:

TÜRKİYENİN EN BÜYÜK, EN HIZLI, EN GÜVENİLİR DİYET MUTFAĞI OLMAK

MİSYON:

ÖNCELİKLE İSTANBUL, DAHA SONRASINDA TÜM TÜRKİYE’DE, GÜNLÜK TAZE BESİNLERDEN KİŞİYE ÖZEL OLARAK HAZIRLANMIŞ TÜM ÖĞÜNLERİ İÇEREN ORGANİK MENÜLERİMİZİ EVLERE VEYA İŞYERLERİNE ULAŞTIRARAK, SAĞLIKLI BESLENMENİN YEPYENİ VE KOLAY BİR ŞEKLİNİ SUNMAK.

SAĞLIKLI BESLENME NEDİR ?

Kanıtlanmış bilimsel araştırmalarla, insanın büyüme ve gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için 70’e yakın besin ögesine gereksinimi olduğu ve bu ögelerin her birinden günlük ne kadar alınması gerektiği belirlenmiştir.

Bu besin ögelerinin herhangi biri alınmadığında ya da gereksiniminden az ya da çok alındığında, büyüme ve gelişmenin engellendiği ve sağlığın bozulduğu bilimsel olarak ortaya konmuştur. Vücudun büyümesi, yenilenmesi ve çalışması için gerekli olan enerji ve besin ögelerinin her birinin yeterli miktarlarda alınması ve vücutta uygun şekilde kullanılması “YETERLİ VE DENGELİ BESLENME” olarak adlandırılır.
Vücudumuz enerji ve besin ögeleri gereksinim duyduğu düzeyde alamadığında, vücut dokuları yapılamadığı ve yaşamsal faaliyetler sürdürülemediği için “YETERSİZ BESLENME” durumu oluşur.

Bu durum malnutrisyona neden olarak vücutta sorunlara neden olur.
İnsan gereğinden çok yemek yerse, enerji ve besin ögelerini gerektiğinden çok alır. Kullanılandan fazla alınan enerji, vücutta yağ olarak birikerek, beraberinde şişmanlık (obezite), diyabet, hipertansiyon ve kalp damar hastalıkları gibi sağlık sorunlarının oluşumuna neden olur. Bu durum “AŞIRI VE DENGESİZ BESLENME” olarak tanımlanır.

İnsan yeterince yemesine karşın, uygun besin seçimi yapamadığında ve/veya yanlış pişirme yöntemi uygulandığında besin ögelerinin bazılarını vücuduna alamayabilir. Besin ögeleri yetersiz alındığında, vücut çalışmasındaki işlevi yerine getirilmediğinden yine sağlık bozulabilir. Bu duruma da “DENGESİZ BESLENME” denir. ”
Yetersiz ve dengesiz beslenen bir kişinin bağışıklık sistemi zayıflar, vücudu mikroplara karşı korumasız hale gelir.

Dolayısıyla bu bireyler kolay hasta olurlar ve hastalıkları ağır seyreder. Ayrıca, herhangi bir besin ögesinin yetersiz alınması durumunda vücutta o besin ögesinin görevi yerine getirilemeyeceğinden vücut çalışması aksamakta ve hastalıklar baş göstermektedir. Dengesiz beslenme; insanın çalışma, planlama ve yaratma yeteneğini düşürür.

Ekonomik bakımdan gelişmiş olmanın ilk şartı, insan gücünü üretimi arttırmak için kullanabilmektir. Sağlıklı insan üretken insandır.

Sağlığın temeli de yeterli ve dengeli beslenme ile atılır. “ Yetersiz ve dengesiz beslenme yüzünden zihnen ve bedenen iyi gelişmemiş, yorgun, isteksiz ve hasta bireyler, toplum için bir güç ve kuvvet değil, bir yüktür. ” Yeterli ve dengeli beslenen birey her yönden sağlıklı görünümdedir. Tersi durumda birey sağlıksız görünümde, hareketleri ağırlaşmış, isteksiz, iştahsız ve yorgundur.

Ayrıca, zihinsel gerilik, hal ve hareketlerde dengesizlik, yetersiz beslenmenin ileri aşamadaki işaretlerindendir. Bunun yanında vücut ağırlığının boy uzunluğuna ve yaşa göre fazla olması yani şişmanlık (obezite) da, genellikle dengesiz beslenmenin belirtisidir ve bir hastalık olarak kabul edilmektedir.

Hemen her yaş grubunda şişmanlık ve bunun zemin hazırladığı hastalıklar önemli bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dengesiz beslenmenin nedenleri araştırıldığı zaman, beslenme bilgi eksikliğinin büyük önem taşıdığı görülmektedir. 

MENÜLERİMİZ

 

DİYABETLİLER İÇİN GLİSEMİK İNDEKSİ DÜŞÜK MENÜ

Diyabet hastalarında Tıbbi Beslenme Tedavisi (TBT), diyabetin önlenmesi, tedavisi ve kendi kendine bakım eğitiminin sağlanmasını kapsar. Diyabette TBT tanı alındıktan hemen sonra başlamalı ve 3-6 ay içerisinde tamamlanmalıdır.
Diyabetlilere özel hazırladığımız menüler; son çalışmaları göz önünde bulundurularak hazırlanmıştır. Kan glikozunu etkileyen faktörler olan besinin yapısı, partikül büyüklükleri, nişasta yapısı ve pişirme yöntemleri değerlendirilerek besin seçimi yapılır ve menüler oluşturulur.

OBEZ BİREYLER İÇİN SAĞLIKLI ZAYIFLAMA MENÜSÜ

Obez bireylerde Tıbbi Beslenme Tedavisi (TBT), zayıflama ya da vücut ağırlığının kaybedilmesi, obezite ilişkili komplikasyonları azaltarak, sağlığın korunmasına katkıda bulunur ve beklenen yaşam süresini olumlu yönde etkiler.
Obeziteye neden olan hatalı yeme davranışlarının en önemlileri şunlardır:

• Normalden fazla besin tüketmek,
•Özellikle çalışan bireylerde sağlıklı besinler yerine yenmeye hazır, enerji yoğunluğu yüksek besinleri çok tüketmek (fast food),
• Akşam eve geldikten sonra yemek zamanına kadar atıştırmak ve sonra tekrar yemek yemek,
• Hızlı yemek, büyük lokmalar almak, az çiğnemek, çatalı kaşığı elinden hiç bırakmamak,
• Öğün atlamak, öğün aralarında sürekli bir şeyler atıştırmak,
• Yemek yerken başka aktivitelerle uğraşmak (sohbet etmek, televizyon seyretmek, kitap okumak, cep telefonuyla ilgilenmek, vb.)
• Uzun süre sofrada kalmak,
• Sıkıntı, stres ve öfke durumlarında aşırı besin tüketmek,
• Ziyaret ve davetlere sık sık katılmak ve ikramları reddedememek,
• Akşam yemeğinden sonra yatıncaya kadar sürekli besin tüketmek,
• Gece uykudan uyanıp, besin tüketmek,
• Az su içmek ya da hiç su içmemek, su yerine yüksek enerjili/şeker eklenmiş içecekleri tercih etmek.

Obezitede tıbbi beslenme tedavisinin amaçları şunlardır:

A. Bireyin yaşına, cinsiyetine, fiziksel aktivite durumuna, yaşam biçimine ve fizyolojik durumuna uygun tüm besin öğesi gereksinimlerini yeterli ve dengeli bir şekilde sağlamak,
B. Vücut ağırlığını hedeflenen düzeye indirmek (bu düzey bireyin olması gereken ideal ağırlığı ya da ideal ağırlığın üzerinde bir ağırlık olabilir).
C. Bireyin mevcut yanlış beslenme alışkanlıkları yerine; doğru ve kalıcı beslenme alışkanlıkları kazandırmak ve bireyin bu doğru alışkanlıkları yaşam boyu sürdürmesini sağlamak.
D. Vücut ağırlığı hedeflenen düzeye ulaştığında, yeniden ağırlık kazanımını önlemek ve bu ağırlığı sürekli istenen düzeyde tutmak,
E. Çocuklarda normal büyüme ve gelişmeyi sürdürmektir.
Obezitede Tıbbi Beslenme Tedavisinin Düzenlenmesi
Enerji: Bireyin günlük enerji alımı, haftada 0,5-1,0 kg ağırlık kaybı sağlayacak şekilde azaltılmalıdır. Bu düzey, çoğunlukla bireyin günlük alması gereken enerjisinden yaklaşık 500-1000 kcal’lik bir azaltma ile sağlanabilir. Burada önemli olan, önerilen enerjinin bazal metabolizma hızının altında olmaması gerekliliği ve ağırlık kaybının uzun vadeli olmasıdır.

Protein: Günlük enerjinin yaklaşık %12-15’i proteinlerden sağlanmalı ve daha çok iyi kalite (hayvansal) protein kaynaklarının tüketilmesi önerilmelidir.

Yağ: Günlük enerjinin yaklaşık %25-30’u yağlardan sağlanmalıdır. Yağlı besinler de proteinli besinler gibi tokluk hissi verirler. Ayrıca, yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E, K vitaminleri) vücutta kullanımını sağlamak için enerjinin yağdan gelen oranı %20’nin altına düşürülmemelidir. Enerjinin doymuş yağ asidinden gelen oranı <%10, çoklu doymamış yağ asidi oranı %7-8, tekli doymamış yağ asidi oranı %10-15 olacak şekilde planlanmalıdır. Günlük kolesterol alımı 300 mg’ın altında olmalıdır.

 

Karbonhidrat: Günlük enerjinin %55-60’ı karbonhidratlardan sağlanmalıdır. Çay şekeri, bal, reçel gibi basit karbonhidratların tüketimi azaltılmalı; tam (kabuğu ayrılmamış) tahıl, kuru baklagiller gibi besinlerde bulunan kompleks karbonhidratların tüketimi arttırılmalıdır.
Vitaminler ve mineraller: Zayıflama diyetlerinde çok düşük enerjili diyetler uygulanmadıkça, vitamin-mineral yetersizliklerine rastlanmaz. Ancak çok düşük enerjili diyetlerde özellikle B grubu vitaminler, demir ve kalsiyum yetersizlikleri oluşabilir. Erkekler için 1500 kcal, kadınlar için 1200 kcal’den düşük enerji sağlanan diyetlerde, günlük ek vitamin-mineral desteği kullanılması gerekebilir.
Posa: Yetişkinler için günlük 25-35 g posa alımı yeterlidir. Sebze ve meyveler, kuru baklagiller, tam (kabuğu ayrılmamış) un ve tam tahıl ürünleri (bulgur gibi) önerilen doğal posa kaynaklarıdır.

Alkol: Zayıflama diyetlerinde önerilmemektedir. Eğer alkol alınıyorsa, enerjisinin hesaplanarak, günlük enerji gereksiniminden çıkarılması gerekir. Yaklaşık 30 gram (200 kcal) alkol içeren içeceklere örnek olarak 60 mL rakı, 270 mL şarap, 750 mL bira, 75 mL viski, 80 mL votka veya 90 mL cin sayılabilir.

Sıvı: Günlük en az 2 litre sıvı tüketilmelidir. Özellikle bu sıvının 1-1,5 litresi (5–8-su bardağı) sudan karşılanmalıdır. Şeker eklenmiş hazır meyve suları ve gazlı içeceklerden kaçınılmalıdır.
Tuz: Kalp yetmezliği ya da diğer nedenlerle ödem ve hipertansiyon tanısı almış bireylerde tuz alımı azaltılmalıdır. Günlük tuz alımı 5-6 gramı (1 çay kaşığı) geçmemelidir.

Glisemik indeks: Elli gram karbonhidrat içeren referans besine (glikoz veya beyaz ekmek) göre seçilen besinin 50 gram karbonhidrat içeren miktarının kan şekerini yükseltme oranı “glisemik indeks” olarak tanımlanır. Glisemik indeks değeri 55’in altında olan besinler düşük, 56-69 arasında olan besinler orta ve 70’in üzerinde olan besinler de yüksek glisemik indekse sahip besinler olarak tanımlanmaktadır. Düşük glisemik indekse sahip besinlere örnek olarak çavdar ekmeği, tam tahıl ekmekleri, kuru baklagiller, sebzeler, süt, yoğurt ve birçok meyve (özellikle elma, armut, şeftali vb.) sayılabilir. Muz, kiraz, dondurma ve spagetti gibi besinler orta glisemik indekse sahip besinlerken, beyaz ekmek gibi birçok rafine-kabuğu ayrılmış tahıl ürünleri, patates ve pirinç ise yüksek glisemik indekse sahip besinler olarak tanımlanmaktadır.

Öğün zamanı ve düzeni: Sık ancak az miktarda olmalıdır. Günlük beslenme programı 4-6 öğün olarak planlanmalıdır. Öğünler arasındaki süre 3-4 saati geçmemelidir. Sık aralıklarla beslenme, aşırı besin alımını önler, acıkmayı geciktirir ve bir sonraki öğünde besin alımını azaltır. Tıbbi beslenme tedavisi ile bireye yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılmalıdır. Hatalı zayıflama programları bireyin sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle en uygun beslenme programının diyetisyen tarafından düzenlenip, uygulanması önemlidir.

SAĞLIKLI BİREYLER İÇİN YÜKSEK ANTİOKSİDAN İÇEREN MENÜ

Menülerimiz, vücudun yağ yakmasını sağlayacak, glisemik indeksi düşük olarak ayarlanmıştır. Doymuş yağ-trans yağ, aşırı şeker ve tuz içermeyen leziz tariflerle hazırlanmış menülerimiz, kişinin kilo kaybı sırasında kas kaybı yaşamaması için yeterli miktarda protein ve kas –beyin beslenmesini karşılayacak miktarda karbonhidrat içerir. Doyurucu özelliği ile acıkmayı engelleyen menülerimizin porsiyonlaması uzman diyetisyenlerimiz tarafından bizzat kişiye özel olarak yapılmaktadır.

Sebze ve meyveler folik asit, A vitamininin ön ögesi olan beta-karoten, laykopen, lutein E, C, K, B2 ve B6 vitaminleri, kalsiyum, potasyum, magnezyum, posa ve diğer antioksidan özelliğe sahip bileşiklerden zengindir. Meyve ve sebzelerin içerdiği;

• C vitamini, hastalıklara karşı direncin oluşumunda
• A vitamini, hücre yenilenmesini, doku onarımını ve deri ve göz sağlığının korunmasında
• B6 vitamini, bilişsel fonksiyonların ve hafızanın korunmasında
• Folik asit, kan hücrelerinin yapımı ve hücre çoğalmasında
• Potasyum, kan basıncının düzenlenmesinde
• Magnezyum, kemik ve diş sağlığının korunmasında
• Posa, barsakların düzenli çalışmasında etkilidir.

Sebze ve meyveler enerji yoğunluğunun düşük olması ve bazı biyoaktif bileşenleri (karotenoidler, folat, C ve E vitamini, kuersetin, pridoksin ve selenyum) içermesi nedeni ilebazı kanser türlerine karşı koruyucudur.

Sebze ve meyve tüketiminin arttırılması kalp damar hastalıkları ve inme riskini azaltır. Kalp damar hastalıkları, inme (felç) ve tip 2 diyabete karşı korunmak için, günde 5 porsiyon ve üzerinde sebze ve meyve tüketimi önerilmektedir.

Sebze ve meyveler iyi bir potasyum ve magnezyum kaynağı olması nedeniyle kan basıncını düzenleyici etkileri vardır.
Sebze ve meyveler su ve diyet posasından zengin, düşük enerji içeriğine sahip olmaları nedeniyle obeziteye karşı koruyucudur. Ayrıca sebze ve meyvelerin uzun süre çiğneme gerekliliği kişilerde doygunluk hissini de sağlar.

Nişastalı sebzeler kompleks karbonhidrat içermeleri nedeniyle günlük diyeti zenginleştirir. Sebze ve meyvelerin içerdiği vitamin ve mineraller; çeşidine, türüne, yetiştirildiği toprak, çevresel koşullar, hazırlama ve pişirme yöntemlerine göre değişkenlik gösterir. Sebze ve meyveler; çiğ, pişmiş, taze ya da işlenmiş, konserve, dondurulmuş, kurutulmuş, püre ya da sos bileşeni olarak kullanılırlar.

Sebze ve meyve suları bazı vitamin ve besin ögeleri yönünden zengin olmalarına karşın diyet posası açısından sebze ve meyvenin kendisine göre daha az posa içerir
Kilo problemleri nedeniyle kalori kısıtlaması olmayan bireyler için özel hazırlanmıştır. Hazırlanan menüler antioksidan özellik gösteren vitamin ve minerallerden zengin besinlerden seçilerek oluşturulmuştur.

Glisemik indeksi düşük besinlerin tercih edilmesiyle oluşturulan besinler, sağlıklı yağlar ve düşük tuz içeriğiyle birleştirilerek leziz tarifler oluşturulmuştur.

SPORCULAR İÇİN BOL PROTEİNLİ MENÜ

Sporcuların beslenmesinde kas yapımı için proteinlerin önemi tartışılmaz bir konu olarak günümüzde kabul görmektedir. Dikkat edilmesi gereken konu ise sporcunun tükettiği protein miktarıdır. Sporculara özel olarak üretilmiş menülerimizde, kişiye özel olarak tüketmesi protein miktarı hesaplanarak gönderilmektedir.

Aşırı protein tüketiminin başta böbrek fonksiyonlarını bozduğu bilinmektedir bu nedenle menülerimiz, uzman diyetisyenlerimiz tarafından protein içeriği hesaplanarak kişiye özel olarak porsiyonlanmaktadır. Özellikle egzersize yeni başlayan kişilerin, protein alımlarını ilk 3-4 hafta artırması, kas fibrillerinin gelişimini artıracağından dolayı önerilmektedir.

Ancak sporcularda aşırı protein veya aminoasit kullanımının ekstra kas gelişimine neden olmadığı yapılan çalışmalarda gösterilmiş olup, kas kütlesindeki bu artış antrenmanın etkisi ile olmaktadır. Bu nedenle menülerimiz sporcunun gereksinmesi kadar protein almasını sağlayacak şekilde oluşturulmaktadır. Sporcuların kas kütlesi normal bireylerden daha fazla olduğu için, protein gereksinmeleri de daha fazla olmaktadır

Spor beslenmesinde diğer önemli konular ise kas glikojen depolarının doluluğu ve sıvı tüketimidir. Karbonhidratların sporcular için önemli olduğu günümüz bilimsel çalışmalar tarafından kanıtlanmıştır.

Egzersiz sırasında enerjinin temel kaynağı karbonhidratlardır. Yiyeceklerle alınan karbonhidratlar, karaciğer ve kaslarda glikojen olarak depolanır. Kaslarda 300-400 gram, karaciğerde 75-100 gram kadar glikojen deposu bulunmaktadır. Sporcular, yüksek karbonhidratlı beslenme ile glikojen depolarını yaklaşık 1,5-2 kat kadar artırabilir. Sporcuların glikojen depoları ne kadar fazlaysa performansları o kadar yüksek olmaktadır. Sporcuların, azalan veya boşalan karbonhidrat depoları ile antrenmana devam etmeye çalışmaları, sakatlanma ve yaralanma risklerini artırmaktadır.

Spor yapmayan kişilere, enerjinin karbonhidrattan sağlanan oranının % 50-55 civarında olması önerilirken, sporcularda bu değerler % 60-65’e, çok yoğun antrenmanlarda ve dayanıklılık sporcularında ise %70’e kadar çıkmaktadır.
Sporcuların kas yapımı sırasında ve egzersiz performansını artırmak için menülerimiz antrenmandan önce glisemik indeksi yüksek, antrenman sonrası glisemik indeksi düşük, vitamin ve minerallerden zengin, doymuş-trans yağ içermeyecek şekilce kişiye özel olarak hazırlanmıştır.

VEGAN MENÜSÜ

Vejetaryen ve vejetaryen olmayan yeme tarzının ikisinin de sağlığa yararı veya zararı olabilir. Vejetaryen bir diyet sağlıklı beslenme önerilerini takip ettiğinde sağlık için yararlıdır ve uygulaması kolaydır. Tahıl ürünleri, kurubaklagiller, sebzeler ve meyveler üzerinde odaklanan vejetaryen diyetleri, düşük yağlı ve yüksek posalıdır. Vejetaryen bireyler diyetlerini dikkatli planladıklarında sağlıkları üzerinde olumlu etkiler görülmüştür.

Vejetaryenliğin sağlık açısından yararları
• Vejetaryen diyetler kalp-damar hastalık riskini azaltmaktadır. Hayvansal kaynaklı besinlerin toplam yağ, doymuş yağ ve kolesterol içeriği yüksektir. Koroner kalp hastalığının, et yiyenlerde yemeyenlere göre %30 daha sık görüldüğü bildirilmektedir.
• Vejetaryen diyeti uygulayan bireylerin, karışık beslenenlere, özellikle eti çok tüketenlere göre kan basıncı ve hipertansiyon riski düşüktür. Bu olumlu etki vejetaryen diyetlerinin toplam yağ, doymuş yağ ve kolesterolü az içermesinin yanı sıra posa, sebze, meyve ve kurubaklagil gibi bitkisel besinleri fazla içermesinden dolayı kan basıncının düzenlenmesinde etkili olan potasyum, magnezyum ve kalsiyumun çok, tuzun (sodyumun) az alınmasından kaynaklanmaktadır.
• Vejetaryen diyeti tüketen bireyler, et içeren diyetle beslenen bireylere oranla daha düşük sıklıkta kansere yakalanmaktadır. Vejetaryen diyeti kurubaklagil, ceviz, fındık gibi sert kabuklu meyveler, taze sebze ve meyveler ile saflaştırılmamış tahıl ürünlerinden zengindir. Bu besinler de kansere karşı koruyucu olarak bilinen antioksidan ögelerin (E vitamini, C vitamini, karotenoidler, bioflavonoid ve diğer biyoaktif bileşikler) alımını artırır.

• Osteoporosiz (kemik erimesi), kemik mineral içeriğinin azalmasıyla kemiklerin kırılabilir duruma gelmesidir. Etle beslenenlerde osteoporosize yakalanma riski daha yüksektir. Et gibi yüksek protein içeren besinlerin fazla tüketimi, kemiklerden kalsiyum kaybına neden olabilmektedir. Vejetaryen diyeti, yeterli düzeyde az yağlı süt ürünlerini bulundurduğunda yeterli kalsiyum alımını sağlar ve osteoporosiz riskini azaltır.
• Vejetaryen diyeti, posadan zengindir. Şeker hastalığı (Diyabet), yüksek posalı diyet uygulayanlarda, düşük posalı diyet uygulayanlara oranla daha az görülmektedir. Ayrıca bitkisel kaynaklı besinler posa açısından zengin olduğundan, kabızlığa karşı da koruyucudur.
• Vejetaryen beslenme alışkanlığı sürdürenler, böbrek taşları, safra taşları için de düşük risktedirler.
Vejetaryenliğin sağlık açısından sakıncaları
• Vejetaryen olmak her zaman sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürüldüğü anlamına gelmez.
• Vejetaryen bireyler besin çeşitliliklerini iyi ayarlayamazlarsa demir mineralini yetersiz alabilirler. Bunun sonucunda ise kansızlık (anemi) görülmesi kaçınılmazdır.
• Vejetaryen diyetlerinde özellikle veganlarda B12 vitamini yetersizliği de anemiye neden olur ve sinir sisteminde geri dönüşü olmayan zararlar verir.
• Vejetaryen yetişkinler, büyüme çağındaki çocuk ve gençler kalsiyumun iyi kaynakları olan süt ve ürünlerini yetersiz tükettiklerinde kemik sağlıkları riske girecektir.
• Besin çeşitliliği sağlanamadığı ve B12 vitamini gereksinimini karşılayacak kadar yumurta ve süt gibi hayvansal kaynaklı besinler tüketilmediğinde homosistein yükselir. Homosistein seviyesinin yükselmesi ise kalp damar hastalıkları için bir risk faktörüdür.
KAYNAK: VEJETARYEN BESLENMESİ, KARABUDAK Efsun, 2008
Vejetaryen kişiler kendi içlerinde tüketilen besin gruplarına göre farklı olarak sınıflandırılmaktadırlar. Vegan beslenme şekli diyabet ve kolon kanseri gibi hastalıklara karşı koruyucu olmakla birlikte, demir ve B12 alımı bakımından dezavantajlıdır.

GLÜTENSİZ MENÜ

Çölyak hastalığının tek tedavisi, ömür boyu sürecek katı bir glütensiz diyettir. Diyet tedavisine uyum sonucunda hastaların %70’inde klinik bulgular düzelir. Çölyak hastalarında glüten içeren buğday, arpa, çavdar ve bunların işlenmesiyle oluşan un, nişasta, ekmek, pasta, kurabiye, bisküvi, kek, irmik, içecekler ve ilaçlar menüden çıkarılır. Bu hastalarda günlük enerji alımının %55-60’ı karbonhidratlardan, %12-15’i proteinlerden ve %25-30’u yağlardan gelmelidir.

Glütensiz bir hayat süren hastalarda en önemli sorun ise karbonhidrat kaynaklarının iyi yerleştirilmemesi ve buna bağlı olarak karbonhidrat tüketimi azalırken yağ tüketiminin artmasıdır. Bir besinin içinde 20 mg/kg glüten bulunması ishal, karın ağrısı, gaz şikâyetleri ile belirtilerini göstermektedir.

Bu sitede yer alan tüm yazılı ve görsel materyaller drmuratdeniz.com sitesine ve site sahibine aittir. copyright © 2017 - 2019